Rüzgar gibi geçtin…

10153972_10152211758178880_1447473298_n (1)
Ölümün yanında her şey anlamsız kalıyor.
Kendi deyimi ve isteğiyle Rüzgar’ın ölümü beni hiç ummadığım derecede sarstı evet.
Bu yazıda ona olan hissiyatımı ve son bir haftada yaşadıklarımızı, dilimize dolananları sadece özetlemeye çalışacağım.

Rüzgar. arkadaşım Emre’nin kardeşi, benim de manevi kardeşim..
Ahh Rüzgar, keşke sen yaşarken de sana kardeşim diyebilseymişim.
Şimdi ne kadar eksik kalıyor.
Duyuyor musun acaba?
Ne çok okudum şu an ne hissediyor acaba diye düşünüp.
Ne çok sordum insanlara…
Rüzgar’ı hiç bilmeyen birine anlatmaya kalksam asla tam olmaz.
Meziyetlerini, yeteneklerini, sıcakkanlılığını, samimiyetini, gülüşünü, insanda bıraktığı etkiyi tarif etmek imkansız.
Kocaman, hiç bir yerlere sığmayan bedenini defnederken, onu tanıyanların gözlerinde gördüm zaten izlerini..
Gözyaşlarında duydum sesini.
Sen bana pozitif enerji veriyorsun demiştim ilk tanıdığım sıralarda bir gün.
Ne çok şaşırmış ve sevinmiştin.
“Vallaha mı?”
Her şey yarım kaldı be oğlum..
Fotoğraflarını çekecektik Nişantaşı’nda…
Her sabah spor yapacaktık Suadiye sahilde..
Şimdi nasıl yürünür o yollarda bilmem..
Pembe pilates bandını Emre’ye verip ölümüne dalga geçecektik hani?

“Harbi parasız çeker misin bana fotoğraf?” dediği gün 2 hafta once falandı..
E heralde mal! Demiştim.
“İstanbul’un en kral mekanında istediğin kadar arkadaş getir beleşe ağırlarım ben de sizi” demişti.
“Hee hee” demiştik.
Yapardı da, yapmıştı da daha önce..

Gönlün ne kadar firariydi be çocuk..
Her geldiğinde başka bi kızın fotoğrafını gösterirdin.
“Bunun gülüşü başka Bırcı!” derdin.
Hep yarım kaldı sevişlerin..

En çok sana salonda uyuyor diye kızdığıma yanıyorum.
“Oğlum sabah salonda çalışıyorum, odada uyusana, uyandırmıyım diye bişi yapamıyorum bak…”
Ahh..
Bilsem..
İçim cayır cayır yanıyor..

Şu şişeleri yan koyma dolaba Rüzgar!
Kediyle öyle oynama Rüzgar!
Telefonun sesini kıs Rüzgar!
Işığı kapat Rüzgar!
Yemek yapsana be Rüzgar!
Bu pizzalar senden Rüzgar!
İçki getirsene Rüzgar!
Motor alma Rüzgar!!

Sil baştan olsa ya bazen..

Sığmadın bu dünyaya be oğlum..
Her sabah “gidicem ben” diye kalkardın yataktan..
Nereye be dediğimizde hep bir yerler bulurdun..
Spora, gezmeye, arkadaşa, motor bakmaya..
En son motor ve araba kazalarını izlediğimiz gün geliyor aklıma..
Annenler de bizdeydi hatta..
Ahh be oğlum..

En çok seninle bir olup Emre’yi ezdiğimiz anlar var dilimde..
Emre’ye kızışlarımız..

Seni gerçek dünyana uğurlarken yanında olanlar bilir oğlum;
Yağmurlu bir gündü diyeceğiz yıllarca..
Her yer çamurdu diyeceğiz..
Ayakkabılarımız çamur, ellerimiz çamur, yüzümüz ıslak..
Sırılsıklam olmuşuz yağmurdan ve ağlamaktan..
Kara gözlerine toprak doldukça göğü delip üzerine vuran güneşi anlatacağız.
Toprağın atıldıkça açan güneşi..
Ahh be oğlum neleri anlatıyoruz..
Fransa’ya gidecektin ya sen! Ne toprağı!!!

Güzel kıyafetler giyip her akşam aynı özenle sana sofra hazırlayacak karın olacaktı..

Ne yakışıklıydın be oğlum..
Eksik kaldı her şey..

Yazımı da senin gibi eksik bırakmak istiyorum Rüzgar.
Hiç bir zaman tam olmayacak sana dair şeyler.
Rüyadasın oğlum, korkma sakın!
Geleceğiz elbet…
Allah ailene sabırlar versin…
Sana da huzur…

 

Cennete git çocuk!

 

 

1554370_10152214353493880_1512171399_nÇocuğum ilk illustrator öğrenmeye başladığında bana logolar çizerdi.
Ne dalga geçerdik, bu ne la, müşteri sırf logo yüzünden kaçacak muhabbetleri vs.
O kadar çok dalga geçtik ki yaptıklarının bazılarını bize gostermemis bile..
Yeni görüyorum bunu. Hala çirkin ama nasıl özel…

 

 

 

Ekran Resmi 2014-04-05 23.16.14

 

Ekran Resmi 2014-04-03 16.11.15

 

Ekran Resmi 2014-04-03 16.11.07

 

Ekran Resmi 2014-04-03 16.10.58

 

1888626_10202169400489130_1710244157_n

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın